TÜP BEBEK (Tüp bebek tedavisi; kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin, vücut dışında döllenme işlemidir. Mikroenjeksiyon (ICSI) tekniği ile yumurtalar toplandıktan sonra, laboratuvarda özel mikroskop altında, spermler yumurtaların içine tek tek yerleştirilir. Her bir yumurta içine döllenme kapasitesi en iyi olan spermin yerleştirilmesiyle döllenen yumurtalar takip edilir ve seçilen en iyi embriyolar rahim içine transfer edilir. Tüp bebek tedavisine karar verme aşamalarında, öncelikle her iki eşin tıbbi muayenesi ve genel sağlık kontrolü için gerekli testler yapılır. Önceden yapılan operasyonlar, testler ve tedaviler değerlendirilir ve kişiye özel bir tedavi planı düzenlenir.
Ovariyanstimulasyon
Adet kanamasının 2. veya 3.günü vajinal ultrasonografi ile yumurta rezervi değerlendirilir ve kanda estrojen tayini yapılıp, kullanılacak ilaçların dozuna karar verilir. Bu uyarı tedavisinde, aralıklarla vajinal USG ile gelişen follikül sayısı ve büyüklüğü kontrol edilir. Folliküller yeterli boyutlara ulaştığında olgunlaşmayı sağlayan HCG enjeksiyonu yapılır ve 34-36 saat sonra yumurta toplama işlemi planlanır. Ultrasonografi takipleri sırasında değerlendirilen bir diğer faktör ise rahimin içini döşeyen ve endometrium adı verilen tabakanın yapısı ve kalınlığıdır. Yumurta toplama işlemi
Yumurta toplama işlemi ameliyathanede steril şartlarda vajinal ultrasonografi eşliğinde foliküllerin içindeki sıvının aspirasyonu ile sonuçlanır. Yumurta toplama işlemi sırasında aspire edilen folikül içeriği embriyoloji laboratuarında değerlendirilir. Özel bir mikroskop ile incelenen bu sıvının içinde bulunan yumurta kültür sıvının içine konarak inkübatöre kaldırılır. Olgun yumurta hücreleri 4-6 saat sonra döllenme için artık hazırdırlar. İşlem sonrası hasta odasına alınarak bir süre istirahat edilmesi sağlanır. Mikroenjeksiyon aşaması
Kadından oositlerin (yumurtaların) toplandığı esnada erkekten sperm örneği alınır. Menisinde canlı sperm bulunmayan erkeklerden cerrahi olarak (mikro TESE) ameliyat ile sperm alınır. Yumurta kültürü ve sperm hazırlanması tamamlandıktan sonra mikroenjeksiyon aşamasına geçilir. Embriyo transferi
– Yumurta toplama işleminden sonraki 2. 3. 4 ve 5. gününde yapılabilir. Bu kararı vermeden önce embriyo sayısı ve kalitesi, rahim içi kalınlığı, kadının yaşı ve önceki başarısız IVF denemeleri değerlendirilir ve kişiye özel transfer planı yapılır. – Embriyo transfer işlemi ağrısız ve hassas bir işlemdir. Transfer işleminin ultrason eşliğinde yapılması, embriyoların rahim içinde doğru yere yerleştirilmesi ve transferin kolay bir şekilde yapılmasını sağlar. – Embriyo transferi sonrasında yaklaşık olarak 30 dakika – 1 saat dinlendikten sonra hasta evine dönebilir. – – Embriyo transferinden 12 gün sonra kanda gebelik testi yapılır (BHCG). – Gebelik testi pozitif çıktığı halde doktorun kontrolünde belli aralıklarla testin tekrarı ve ultrason kontrolü önerilir. – Gebelik testi negatif çıktığı taktirde ise, sonuçlar değerlendirilir ve yeni uygulamalar için planlama yapılır. – Tüp bebekteki tedavinin amacı sadece gebe kalmak değil, eve sağlıklı bir bebek götürmektir. Bu konuda çalışan ekibin rolü çok önemlidir. Tedavideki başarının sırrı sadece doktorun ve ekibin profesyonel bilgi ve tecrübesi değil, bunun yanında hastalara aktarılan sevgi ve güvendir.)
Kanser, ilişkili hastalıkların bütününe verilen addır. Tüm kanser türlerinde, vücut hücrelerinden bazıları durmadan bölünmeye başlarlar ve çevre dokulara yayılırlar. Kanser, trilyonlarca hücreden meydana gelen insan vücudunun neredeyse herhangi bir yerinde başlayabilir. Normalde, insan hücreleri, vücut ihtiyaç duyduğu anda, yeni hücreler oluşturmak üzere büyüyüp çoğalırlar. Hücreler, yaşlandıklarında veya hasar gördüklerinde, ölürler ve ölen hücrelerin yerini yeni hücreler alır. Bununla birlikte, kanser geliştiğinde, bu düzenli işleyen süreç bozulur. Hücreler giderek daha anormal hale geldikçe, yaşlı veya hasar görmüş hücreler ölmeleri gereken zamanda yaşamlarını sürdürürler ve ihtiyaç duyulmasa da yeni hücreler ortaya çıkar. Bu ekstra hücreler durmadan bölünebilirler ve tümör adı verilen yumrular oluşturabilirler. Birçok kanser, doku kütlesi olan katı tümörler meydana getirir. Lösemi benzeri kan kanserleri genellikle katı tümörler oluşturmazlar. Kanseröz tümörler kötü huylu özelliktedirler ve bu, yakındaki dokulara yayılabilecekleri veya bu dokuları istila edebilecekleri anlamına gelir. Ayrıca, bu tümörler büyüdükçe, bazı kanser hücreleri koparak kan veya lenf sistemi yoluyla vücuttaki uzak yerlere gidip orijinal tümörün uzağında yeni tümörler oluşturabilirler.
Kanser Nedir? Kanser Türleri Nelerdir?
Kötü huylu tümörlerin aksine, iyi huylu tümörler yakındaki dokulara yayılmazlar veya bu dokuları istila etmezler. Bununla birlikte, iyi huylu tümörler bazen oldukça büyük yapıda olabilirler. Çıkarıldıklarında çoğunlukla yeniden büyümezler, ancak kötü huylu tümörler bazen yeniden büyürler. Vücudun herhangi bir yerindeki çoğu iyi huylu tümörün aksine, iyi huylu beyin tümörleri yaşamı tehdit edebilmektedir. Sağlıklı vücut hücreleri bölünebilme yeteneğine sahiptir. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Normal vücut hücrelerinin büyüme ve bölünme kapasitesi sınırlıdır ancak kanser hücreleri kontrolsüz bölünerek çoğalmaya başlar ve büyürler. Kanser hücreleri orjin aldıkları doku yada organın adı ile isimlendirilir. Örneğin; akciğer kanseri, meme kanseri, prostat kaseri gibi. Yaklaşık 100 ayrı çeşit kanser bulunmaktadır. Kanser hücreleri zamanla kan ve / veya lenf damarlarına girip vücudun başka bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerde büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde yayılmasına metastaz adı verilir. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarına var olan kanser türüne göre farklı tedavi metotları uygulanır.
Kanser nedenleri nelerdir?
Araştırmacılar, kanserin birçok faktörün etkileşimi sonucu oluştuğu kanısındadırlar. Doğuştan gelen, yani değiştirilemeyen faktörler ile değiştirilebilir ve çevresel faktörlerin kanserin oluşumunda rol oynadığı düşünülmektedir. Değiştirilemeyen faktörler arasında; yaş, cinsiyet, genetik risk faktörleri ve aile öyküsü yer almaktadır. Değiştirilebilir faktörler; yaşam biçimi – fiziksel aktivite azlığı, sigara ve alkol tüketimi, düzensiz beslenme, stres çevresel faktörler ise çevre kirliliği ve radyasyon şeklinde belirtilmektedir. Dünya çapında kanser sıklıkları bölgelere göre değişmekle birlikte, en sık görülen kanser türleri meme kanseri, akciğer kanseri ve kolon (bağırsak) kanseridir. Dünyada her yıl 13 milyon, Türkiye özelinde ise her yıl 150 bin yeni kanser vakası görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2020 yılında tüm dünyada kanserli vaka sayısının yüzde 30 artarak yaklaşık 17 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Kanser riskini en aza indirmek için, kanser oluşumunda rol oynayan faktörlerin farkında olmak, gerekli önlemleri almak ve belirli dönemlerde erken tanıya yönelik testlerin yaptırılması büyük önem taşımaktadır.
Kanserli hücreler ile normal hücreler arasındaki farklılıklar nelerdir?
Kanser hücreleri, kontrol dışında büyümelerine ve istilacı hale gelmelerine imkan tanıyan birçok yolla normal hücrelerden farklılık gösterirler. Önemli bir farklılık, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha az özelleşmiş olmalarıdır. Diğer deyişle, normal hücreler belirgin işlevleri bulunan oldukça belirgin hücre türlerine olgunlaşırken, kanser hücreleri böyle bir yol izlemezler. Normal hücrelerin aksine, kanser hücrelerinin durmadan bölünmeyi sürdürmesinin nedenlerinden biri budur. İlaveten, kanser hücreleri, normalde hücrelere bölünmeyi durdurmalarını söyleyen veya vücudun ihtiyaç duyulmayan hücrelerden kurtulmak için kullandığı programlı hücre ölümü veya apopitoz olarak bilinen bir süreci başlatan sinyalleri göz ardı edebilirler. Kanser hücreleri, mikroçevre olarak bilinen bir alan olan tümörü çevreleyen ve besleyen normal hücreleri, molekülleri ve kan damarlarını etkileyebilirler. Örneğin, kanser hücreleri, yakınındaki normal hücreleri, büyümek için ihtiyaç duydukları besin maddelerini ve oksijeni tümörlere sağlayan kan damarlarını oluşturmak üzere tetikleyebilirler. Bu kan damarları tümörlerdeki atık ürünleri de uzaklaştırırlar. Kanser hücreleri sıklıkla vücudu enfeksiyonlardan ve diğer hastalıklardan koruyan organlar, dokular ve özelleşmiş hücrelerin oluşturduğu bir ağ olan bağışıklık sisteminden de kaçabilmektedir. Bağışıklık sistemin normalde hasar görmüş veya anormal hücreleri vücuttan uzaklaştırmasına rağmen, bazı kanser hücreleri bağışıklık sisteminden “saklanabilmektedir”. Tümörler, yaşamlarını sürdürmek ve büyümek için de bağışıklık sistemini kullanabilmektedir. Örneğin, normalde bağışıklık yanıtından kaçmayı önleyen belirli bağışıklık sistemi hücrelerinin yardımıyla, kanser hücreleri fiilen bağışıklık sistemini kanser hücrelerini öldürmekten alıkoyabilirler.
Kanser nasıl oluşur?
Kanser bir genetik hastalıktır veya diğer deyişle, hücrelerimizin işlev gösterme biçimini, özellikle de nasıl büyüyeceklerini ve bölüneceklerini, kontrol eden genlerdeki değişiklikler kansere yol açar. Kansere neden olan genetik değişiklikler anne ve babalarımızdan kalıtım yoluyla geçebilmektedir. Hücreler bölünürken meydana gelen hatalardan dolayı veya çevremizdeki belirli etmenlere maruz kalmanın neticesinde DNA’da oluşan hasarın sonucu olarak kişinin yaşamı boyunca da ortaya çıkabilirler. Kansere neden olan çevresel maruziyetlere sigara dumanındaki kimyasallara benzer maddeler ve güneşin ultraviyole ışınları gibi radyasyon dahil edilebilir. Her bireyde görülen kanser kendine özgü genetik değişikliklerin birleşimine sahiptir. Kanser büyümeye devam ettikçe ilave değişiklikler meydana gelecektir. Farklı hücreler, aynı tümör içerisinde bulunsalar dahi, farklı genetik değişikliklere sahip olabilirler. Genelde, kanser hücreleri normal hücrelerden daha fazla genetik değişikliğe (örnek olarak DNA’daki mutasyonlar gibi) sahiptir. Bu değişikliklerden bazıları kanserle hiçbir bağlantıya sahip değildir veya kanserin nedeni olmaktansa kanserin sonucu olabilirler.
Kanseri oluşturan etkenler nelerdir?
Kansere katkıda bulunan genetik değişiklikler üç ana gen türünü etkileme eğilimindedirler; proto-onkogenler, tümör süpresör genler ve DNA’yı tamir eden genler. Bu değişikliklere bazen kanseri oluşturan etmenler adı verilir. Proto-onkogenler normal hücre büyümesi ve bölünmesinde yer alırlar. Bununla birlikte, bu genler belirli yollarla değişime uğradıklarında veya normalden daha aktif hale geldiklerinde, kansere neden olan genler (veya onkogenler) haline gelerek hücrelerin büyüyerek ölmeleri gereken zamanda yaşamlarını sürdürmelerine imkan tanırlar. Tümör süpresör genler de hücre büyümesinin ve bölünmesinin kontrolünde yer alırlar. Tümör süpresör genlerde belirli değişikliklerin olduğu hücreler kontrolsüz şekilde bölünebilirler. DNA’yı tamir eden genler, hasar görmüş DNA’nın tamirinde yer alırlar. Bu genlerde mutasyonların görüldüğü hücreler diğer genlerde ilave mutasyonlar geliştirme eğilimindedirler. Bu mutasyonlar, bir araya gelerek, hücrelerin kanseröz hale gelmesine neden olurlar. Bilim adamları kansere yol açan moleküler değişiklikler hakkında daha fazla bilgi edindikçe, belirli mutasyonların birkaç kanser türünde yaygın şekilde meydana geldiklerini belirlemişlerdir. Bu nedenle, kanserler bazen sadece vücutta geliştikleri yerden ve kanserin mikroskop altında nasıl göründüğünden ziyade kendilerine neden olduğuna inanılan genetik değişikliklerin türlerine göre nitelendirilirler.
Kanser ne zaman yayılır?
Vücutta ilk başladığı yerden başka bir yere yayılmış kansere metastatik kanser adı verilir. Bir kanserin vücudun diğer bölgelerine yayılması süreci metastaz olarak adlandırılır. Metastatik kanser, orijinal veya primer kanserle aynı ada ve aynı türde kanser hücrelerine sahiptir. Örneğin, akciğere yayılıp akciğerde bir metastatik tümör oluşturan bir meme kanseri akciğer kanseri olmayıp metastatik meme kanseridir. Metastatik kanser hücreleri mikroskop altında genellikle orijinal kanserin hücreleriyle aynı görünürler. Ayrıca, metastatik kanser hücreleri ile orijinal kanserin hücreleri çoğunlukla, özel kromozom değişikliklerin bulunması gibi, bazı ortak moleküler özelliklere sahiptirler. Tedavi, metastatik kanserli bazı kişilerin yaşam sürelerinin uzatılmasına yardımcı olabilir. Buna rağmen, metastatik kanserde tedavinin birincil hedefi genelde kanserin büyümesinin kontrol altına alınması ve neden olduğu belirtilerin hafifletilmesidir. Metastatik tümörler vücudun çalışma şeklinde ciddi hasara neden olabilirler ve kanser nedeniyle ölen çoğu kimse metastatik hastalık nedeniyle ölmektedir.
Kanser olmayan doku değişiklikleri nelerdir?
Vücut dokularındaki her değişiklik kanser değildir. Bununla birlikte, bazı doku değişiklikleri, tedavi edilmezlerse, kansere dönüşebilirler. Burada, kanser olmayıp bazı olgularda takip edilen doku değişikliklerinin bazı örnekleri verilmektedir: Hiperplazi bir doku içindeki hücreler normalden daha hızlı bölündüğünde ve yeni hücreler oluştuğunda veya ürediğinde meydana gelir. Bununla birlikte, hücreler ve dokuların organizasyon şekli mikroskop altında normal görünür. Hiperplaziya, kronik tahriş de dahil olmak üzere, birkaç faktör ve durum neden olabilir. Displazi, hiperplaziden daha ciddi bir durumdur. Displazide aynı zamanda ek hücrelerin oluşması söz konusudur. Fakat hücreler anormal gözükürler ve doku organizasyonunda da değişiklikler olur. Genel olarak, hücreler ve doku ne kadar anormal gözükürse, kanserin oluşma olasılığı o kadar yüksektir. Displazinin bazı türleri izlenmeli veya tedavi edilmelidir. Displazinin örneği cilt üzerinde ortaya çıkan anormal bir bendir (displastiknevüs olarak adlandırılır). Çoğunda bu durum görülmese de,displastik ben melanoma dönüşebilir. Daha ciddi bir durum ise, karsinoma in situ’dur. Bazen kanser olarak adlandırılsa da,karsinoma in situ kanser değildir çünkü anormal hücreler orijinal doku dışına yayılmazlar. Diğer deyişle, kanserde olduğu gibi çevre dokuları istila etmezler. Ancak, bazı karsinoma in situ’lar kansere dönüşebildiği için, bunlar genellikle tedavi edilirler.
Kanser belirtileri nelerdir?
Kanserden kaynaklanan belirti ve semptomlar, vücudun hangi bölümünün etkilendiğine bağlı olarak değişiklik göstermektedir.
Kanser belirtisi olabilecek ancak yalnızca kansere özgü olmayan bazı genel belirtiler ve semptomlar şunlardır;
Yorgunluk Cildin altında hissedilebilen şişlik veya kalınlaşma İstemeden hızlı kilo alma veya kaybetme Cildin sararması, koyulaşması ya da kızarması, iyileşmeyen yaralar ya da var olan benlerdeki değişiklikler gibi cilt değişiklikleri Bağırsak veya mesane alışkanlıklarındaki değişiklikler Kalıcı öksürük veya nefes darlığı Yutma güçlüğü Ses kısıklığı Yedikten sonra kalıcı hazımsızlık veya rahatsızlık Kalıcı, açıklanamayan kas veya eklem ağrısı Kalıcı, açıklanamayan ateş veya gece terlemeleri Açıklanamayan kanama veya morarma
Kanser türleri nelerdir?
Yüzden fazla türde kanser çeşidi bulunmaktadır. Kanser türleri isimlerini genelde kanserlerin oluştuğu organ veya dokudan alırlar. Örneğin, akciğer kanseri akciğer hücrelerinde başlar ve beyin kanseri beyin hücrelerinden köken alır. Kanserler, epitel hücresi veya skuamöz hücre gibi, kanseri ortaya çıkaran hücre türüne göre de adlandırılabilirler. Aşağıda belirli hücre türlerinde başlayan birkaç kanser kategorisi bulunmaktadır:
Karsinom
Karsinomlar kanserin en yaygın türüdür. Bunlar, vücudun iç ve dış yüzeylerini kaplayan epitel hücreleri tarafından oluşturulurlar. Mikroskop altında bakıldığında, çoğunlukla sütun şekline sahip birçok epitel hücresi türü bulunmaktadır. Farklı epitel hücre türlerinde başlayan karsinomların özel isimleri vardır: Adenokarsinom, sıvı veya mukus üreten epitel hücrelerinde oluşan kanserdir. Bu türdeki epitel hücrelerine sahip dokular bazen glandüler doku olarak adlandırılırlar. Meme, kalın bağırsak ve prostat kanserlerinin birçoğu adenokarsinomdur. Bazal hücreli karsinom, insan cildinin dış katmanı olan epidermisin alt veya bazal (taban) tabakasından başlayan bir kanserdir. Skuamöz hücreli karsinom, cildin dış yüzeyinin hemen altında bulunan epitel hücreleri olan skuamöz hücrelerde oluşan bir kanserdir. Skuamöz hücreler aynı zamanda mide, ince bağırsak, akciğerler, mesane ve böbrekleri içeren birçok diğer organı da döşeyen hücrelerdir. Skuamöz hücreler, mikroskop altında bakıldığında, balık pulları gibi yassı görünürler. Skuamöz hücreli karsinomlar bazen epidermoidkarsinom olarak adlandırılır. Transizyonel hücreli karsinom, transizyonel epitelyum veya ürotelyum olarak adlandırılan bir epitel dokusu türünde oluşan bir kanserdir. Büyüyüp küçülebilen epitelyum hücrelerinin çok sayıdaki katmanından oluşan bu doku, mesanenin, üreterlerin, böbreğin bir kısmının (renalpelvis) ve birkaç farklı organın örtüsünde veya kaplamasında bulunur. Mesanenin, üreterlerin ve böbreklerin bazı kanserleri transizyonel hücreli karsinomlardır.
Sarkom
Sarkomlar kas, yağ, kan damarları, lenf damarları ve fibröz doku (tendon ve bağlar gibi) da dâhil olmak üzere kemik ve yumuşak dokularda meydana gelen kanserlerdir. Osteosarkom en yaygın kemik kanseri türüdür. En yaygın yumuşak doku sarkomları arasında leiomyosarkom, Kaposi sarkomu, habis tip fibrözhistiyositom, liposarkom ve dermatofibrosarkomprotuberans bulunmaktadır.
Lösemi
Kemik iliğinin kanı oluşturan dokusunda meydana gelen kanserler lösemi olarak adlandırılır. Bu kanserler katı tümörler oluşturmazlar. Bunun yerine, kan ve kemik iliğinde anormal derecede fazla sayıda beyaz kan hücreleri (lösemi hücreleri ve lösemikblast hücreleri) meydana gelerek normal kan hücrelerine yer bırakmazlar. Normal kan hücrelerinin sayısının düşmesi, vücudun normal dokulara oksijen taşımasını, kanamayı kontrol etmesini ve enfeksiyonlarla mücadele etmesini zorlaştırır. Löseminin, hastalığın kötüleşme hızına (akut veya kronik) ve kanserin başladığı kan hücresinin türüne (lenfoblastik veya myeloid) göre sınıflandırılan 4 yaygın türü vardır.
Lenfoma
Lenfoma, lenfositlerde (T hücreleri veya B hücreleri) başlayan kanser türüdür. Bunlar, bağışıklık sisteminin bir parçası olan hastalıklarla mücadele eden beyaz kan hücreleridir. Lenfomada, lenf nodlarında, lenf damarlarında ve vücudun diğer organlarında anormal sayıda lenfosit meydana gelir. Lenfomanın iki ana türü bulunmaktadır: Hodgkinlymphoma – bu hastalığa sahip kişiler, Reed-Sternberg hücreleri şeklinde adlandırılan anormal lenfositlere sahiptir. Bu hücreler genelde B hücrelerinden oluşurlar. Hodgkin olmayan lenfoma – lenfositlerde başlayan geniş bir kanser grubudur. Kanserler hızlı veya yavaş büyüyebilirler ve B hücrelerinden veya T hücrelerinden ileri gelebilirler. Lenfoma hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için lenfoma sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
MultiplMyelom
Multiplmyelom, başka bir bağışıklık hücresi olan plazma hücrelerinde başlayan bir kanser türüdür. Myelom hücreleri olarak adlandırılan anormal plazma hücreleri kemik iliğinde oluşurlar ve tüm vücuttaki kemiklerde tümör oluştururlar. Multiplmyelom, plazma hücreli myelom ve Kahler hastalığı olarak da adlandırılır.
Melanom
Melanom, melanini (cildimize rengini veren pigmenti) üreten özelleşmiş hücreler olan melanositlere dönüşen hücrelerde başlayan kanserdir. Çoğu melanom ciltte başlar, ancak melanomlar göz gibi diğer pigmentli dokularda da meydana gelebilirler.
Beyin ve Omurilik Tümörleri
Beyin ve omurilik tümörlerinin farklı türleri bulunmaktadır. Bu tümörler, oluştukları hücrenin türüne ve tümörün merkezi sinir sistemi içerisinde ilk kez meydana geldiği yere göre adlandırılırlar. Örneğin, bir astrositik tümör, sinir hücrelerinin sağlıklı kalmasına yardımcı olan yıldız şeklinde beyin hücreleri olan astrositlerde başlar. Beyin tümörleri iyi huylu (kanser değildir) veya kötü huylu (kanser) olabilmektedir.
Diğer Tümör Türleri
Germ Hücreli Tümörler
Germ hücreli tümörler, sperm veya yumurtaya özelleşen hücrelerde başlayan bir tümör türüdür. Bu tümörler, vücudun hemen her yerinde meydana gelebilirler ve ya iyi huylu ya da kötü huyludurlar.
Nöroendokrin Tümörler
Nöroendokrin tümörleri, sinir sisteminden gelen bir sinyale cevaben kan içerisine hormon salan hücreler meydana getirirler. Normalden yüksek miktarda hormon üretebilen bu tümörler birçok farklı belirtiye yol açabilmektedir. Nöroendokrin tümörler iyi huylu veya kötü huylu olabilirler.
Karsinoid Tümörler
Karsinoid tümörler, nöroendokrin tümörün bir türüdür. Yavaş büyüyen tümörler olup genelde gastrointestinal sistemde (en sık rektumda ve ince bağırsakta) bulunurlar. Karsinoid tümörler karaciğere veya vücudun diğer bölgelerine yayılabilirler ve serotonin veya prostaglandin benzeri maddeleri salgılayarak karsinoid sendroma neden olabilirler. Kanser vücudun herhangi bir yerinde gelişebilir. Hastalık, hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve normal hücrelere yer bırakmaması ile başlar. Bu, vücudun olması gerektiği gibi çalışmasını zorlaştırır. Kanser, birçok kişide oldukça iyi tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Gerçekte, artık hiç olmadığı kadar çok hasta kanser tedavisinden sonra hayatına devam etmektedir. Biz burada kanserin ne olduğunu ve nasıl tedavi edildiğini açıklayacağız. Bu broşürün sonunda kanser hakkında birçok sözcüğün listesini ve anlamlarını göreceksiniz.
Kanserin temelleri
Kanser yalnızca bir hastalık değildir. Birçok kanser türü mevcuttur. Tek bir hastalık değildir. Kanser akciğerlerde, memede, kalın bağırsakta ve hatta kanda başlayabilir. Kanserler birçok açıdan benzer olmakla birlikte, büyüme ve yayılma açısından farklılık gösterirler.
Kanserler hangi açılardan birbirlerine benzerler?
Vücudumuzdaki tüm hücrelerin belirli görevleri vardır. Normal hücreler düzenli şekilde bölünürler. Yaşlandıklarında veya zarar gördüklerinde ölürler ve yerlerini yeni hücreler alır. Kanser, hücrelerin kontrolsüz çoğalmaya başlaması ile oluşur. Kanser hücreleri büyümeye ve yeni hücreler oluşturmaya devam ederler. Normal hücrelere yer bırakmazlar. Bu, kanserin başladığı vücut bölümünde problemlere yol açar. Kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine de yayılabilir. Örneğin, akciğerdeki kanser hücreleri kemiklere gidip orada büyüyebilirler. Kanser hücrelerin yayılmasına metastaz denir. Akciğer kanseri kemiklere yayıldığında da akciğer kanseri olarak adlandırılır. Doktorlara göre, kemiklerdeki kanser hücreleri tıpkı akciğerdekiler gibi görünür. Ancak, kemiklerde başlamadığı sürece hastalığa kemik kanseri adı verilmez.
Kanserler hangi açılardan farklıdırlar?
Bazı kanserler hızlı büyür ve yayılır. Diğerleri daha yavaş büyür. Kanser türleri tedavilere de farklı şekilde yanıt verirler. Bazı kanser türleri için en iyi tedavi cerrahi iken diğerleri kemoterapi adı verilen ilaçlara daha iyi yanıt verebilirler. Genellikle en iyi sonuçları alabilmek için 2 veya daha fazla tedavi kullanılır. Kişi kanser olduğunda, doktoru kanserin türünü belirlemek isteyecektir. Kanser hastaları kanser türlerine uygun tedaviyi almalıdırlar.
Tümör nedir?
Çoğu kanser tümör veya büyüme adı verilen bir kitle oluşturur. Ancak tüm kitleler kanser değildir. Doktorlar kitleden bir parça alıp kanser olup olmadığını öğrenmek için inceleme yaparlar. Kanser olmayan kitleler iyi huylu olarak adlandırılır. Kanser olan kitleler ise kötü huylu olarak anılmaktadır. Tümör oluşturmayan lösemi (kan kanseri) gibi bazı kanser türleri de vardır. Bu kanserler kan hücrelerinde veya diğer vücut hücrelerinde gelişirler. “Kanser olduğunuz size söylendiğinde bir korku yaşıyorsunuz. İlk zamanlar, teşhisinizden başka bir şeyi düşünmek çok zor. Sabahları aklınıza gelen ilk şey bu oluyor. Kanser hastalarının, durumun gerçekten iyiye gittiğini bilmesini istiyorum. Kanseriniz hakkında konuşmak yaşadığınız yeni duygularla baş etmenize yardımcı oluyor. Unutmayın, üzülmeniz çok normal.” – Delores, kanseri yenen kişi
Kanserin evresi nedir?
Doktorlar ayrıca kanserin başladığı noktadan ne kadar yayıldığını ya da yayılma olup olmadığını bilmek isterler. Buna kanserin evresi adı verilir. Daha önce insanların kanserlerinin 1. evre, 2. evre olduğunu söylediklerine şahit olmuşsunuzdur. Kanserin evresini bilmek doktorların hangi tedavinin en iyi seçenek olduğunu seçmelerine yardımcı olur. Her bir kanser türünde, evreyi belirlemek amacı ile yapılan testler vardır. Kural olarak, düşük evre (örneğin 1. evre, 2. evre), kanserin çok fazla yayılmadığını gösterir. Daha yüksek rakamlar (3. evre, 4. evre gibi) hastalığın daha fazla yayıldığını gösterir. 4. evre en yüksek kanser evresidir.
Botulinum toksin enjeksiyonları ile üst yüz bölgelerine, alın, kaş ortası, kaz ayaklarındaki veya göz altındaki çizgilenmelerin giderilmesi sağlanmaktadır. Uygulama klinik ortamında yapılabilmekte olup, önce kişiye on dakikalık anestezik krem sürülür. Yüz bölgesinde belirlenen noktalara küçük iğneler aracığıyla botulinum toksin enjeksiyonu yapılmaktadır. Uygulama hastanın yüzünde ilk beş gün etkisini göstermemektedir. Daha sonrasında ise uygulamanın altıncı veya yedinci gününden itibaren yapılan işlem etkisini göstermeye başlamaktadır. Uygulamanın kalıcılığı dört ila altı ay arasında olması beklenmektedir. Botoks uygulamasını genellikle otuzlu yaşlardan sonra tercih edilmesi tavsiye edilmektedir. Hem kişinin yüz bölgesindeki kırışıklıklarının önlem almasını sağlamakta hem de bu kırışıklıkların oluşmasının önüne geçilmesi planlanmaktadır.
Koltukaltı Botoksu
Koltuk altı bezlerinin, aşırı terlemesi veya el ve avuç içlerindeki aşırı terleme durumlarında botoksbotulinum toksin enjeksiyonunu kullanılmaktadır. Aşırı terlemenin olduğu alanlar işaretlenerek küçük iğneler yardımıyla botoksbotulinum toksin hastaya enjekte edilir. Yaklaşık altı aylık bir süre sonrasında hastanın aşırı terlemesinin önüne geçilmekte ve sosyal hayatında daha konforlu geçirmesi sağlanmaktadır.
Dolgu
Doğru dolgu uygulaması için estetik konusunda deneyimi olan ve yüz anatomisine bilerek yüze en çok uyabilecek müdahalelerin kararını verebilecek yeterlilikte, estetik bakış açısıyla yüz oranlarına müdahale edebilecek yeterlilikte donanım ve bilgide uzman bir doktorun operasyonu gerçekleştirmesi gerekmektedir. Kısa sürede kolaylıkla uygulanabilecek dolgu yöntemi, yüzü şekillendirmek, hacim sağlamak ve kırışıklıkların tedavi edilmesinde kullanılmaktadır. Dolgu malzemesi olarak kendi hacminden bin kat fazla su tutabilen ve enjekte edildiği yerde şeklini muhafaza edebilen, vücutta zaten doğal olarak bulunan hyalüronik asit kullanılmaktadır; bu nedenle ciltte herhangi bir alerjik reaksiyon yaratma olasılığı bulunmaz. En çok tercih edilen dolgu maddesi olan hyalüronikasitin uygulanması yaklaşık 15-30 dakika arasında sürmektedir. Anestezik kremlerle enjeksiyon yapılacak noktalar uyuşturulduktan sonra çok ince iğneler ve kanüllerlehyalüronik asit preparatı derinin farklı yerlerine enjekte edilecektir. İşlem kısa sürede tamamlandığı için ameliyatın riskinden uzak ve uygulamadan hemen sonra normal hayatınıza dönmenize bir engel teşkil etmeyecektir. Vücudunuzda istemediğiniz asimetrilerin düzeltilmesi, yüzdeki çeşitli kırışıklıkların, kaza ve travma sonucu oluşan deformasyonların giderilmesi, yanak-dudak ve elmacık kemiği dolgunlaştırması gibi nedenlerle dolgu yöntemi kullanılabilmektedir. Alındaki çizgiler, dudak etrafındaki çizgiler, göz çevresi kırışıklıklar, nazolabial çizgiler (burun kenarındaki çizgiler), burun ve ağız arasındaki çizgilerden de dolgu yöntemiyle kurtulabilirsiniz. Genellikle iki seans olarak uygulanan hyalüronik asit dolgu yöntemi; ilk defa yapılıyorsa, ikinci veya üçüncü kez tamamlayıcı bir işlem uygulanabilir. Kişinin cilt yapısı ve dolgunun niteliğine bağlı olarak yaklaşık 6 ile 12 ay arasında kalıcılık sağlanacaktır. Güzel bir dudakta alt dudak, üst dudaktan üçte bir oranında daha dolgun olmalı, gülümserken diş etleri ortaya çıkmamalıdır. Güzel dudağın kriterleri dudağın hacmi, genişliği, simetrisi, alt ve üst dudağın birbiri ile orantısı olarak sayılabilir. Doğal olarak ince ya da yaşa bağlı olarak dudak incelmesi yaşayan kişiler çoğunlukla mutsuz ve yorgun göründükleri şikâyeti ile dudak dolgusu estetiğine başvurmaktadırlar. Önce yüzün genel yapısına uygun dudak tasarımı yapılır, dolgu enjeksiyonu ile birlikte eğer dudak kenarlarından aşağıya doğru sarkmalar varsa onlar da tedavi edilir. Öncelikle dudağa sürülen bir anestezik krem ile enjeksiyon işleminin acısız olması sağlanır. Dolgu maddesi enjekte edildiği bölgeye hacim vermekte ve etkisi hemen görülmektedir. Ayrıca içeriğindeki madde doğal olduğu için oldukça güvenilirdir. İnce uçlu enjeksiyon iğneleri ile enjekte edilerek dudağa istenildiği gibi hacim verilir. Ortalama 15 – 20 dakika süren ağrısız ve basit bir işlemdir. Böylece, dudağın cazibesini artıracak kıvrımlar da belirgin bir şekilde ortaya çıkarılır. Dolgun ve doğal görünen dudaklara sahip olarak daha mutlu, daha genç ve daha enerjik görünebilirsiniz… Dudak dolgusu için kullanılan hyalüronik asit 6-12 ay süreyle kalıcıdır. Dolgunun kalıcılığı kişinin mimik yapma alışkanlıklarına, çevresel şartlara ve dolgu maddesinin yapısına göre değişir. Fakat düzenli olarak dudak dolgusu yaptıran kişilerde dudak dolgusunun kalıcılık süresinin uzadığı gözlenmektedir. Dudak dolgusu gençlerde alt ve üst dudak oranlarını uyumlu bir şekilde artırmak için ve dudaklardaki yaşlanmaya bağlı olarak oluşan hacim kaybını gidermek için yapılır. Dudaklar yüzün sağlık ve mutluluk göstergesi olan en önemli uzuvlardan birisidir. Göz altı morlukları, torbalanmaları ve halkaları en yaygın görülen estetik sorunların başında gelir. Kişiler olduğundan daha yorgun, yaşlı ve sağlıksız göründüklerine dair şikayetler ile estetik cerrahiye başvurur. Tüm bunların sebebi ise göz altında oluşan çukur ve torbalardır. Göz altında oluşan bu estetik sorunların nedenleri arasında genetik problemler, alerjik reaksiyonlar, alkollü içecekler, sağlıksız yaşam, yatış pozisyonu veya uyku düzensizlikleri, bu durumun en önemli unsurlarıdır. Çünkü göz altı çok hassas bir bölgedir ve deformasyon riski oldukça yüksektir. Dolguya, ışık dolgusu adı verilmesinin nedeni ise cilde parlak ve aydınlık bir görünüm kazandırmasıdır. Özel olarak göz altı için geliştirilmiş¸ bir dolgu maddesi ile yapılmaktadır. Bu dolgu maddesini diğerlerinden farklılaştıran temel faktör içeriğidir. İçeriğinde hyaluronikasitin yanı sıra lidokain, vitaminler, mineraller, aminoasitler ve antioksidanlar bulunur. Dolgu işleminden önce göz altlarına lokal anestezi uygulanır. Ardından dolgu maddesi özel uçlu iğnelerle göz altlarına enjekte edilir. Bu sayede göz altındaki deforme olmuş doku ve hücrelerin onarılması sağlanır ve işlem onarılan dokuya eşit dolgunun eşit şekilde dağılması için masaj yapılır. Uygulama 30 dakika gibi kısa sürede tamamlanarak kişinin göz altları eşit oranda ışık alarak parlak ve canlı bir görünüme kavuşur. Etkisini ortalama 1 yıl boyunca sürdüren ışık dolgusu ameliyatsız ve tek seans olarak uygulanan bir işlemdir.Tekrar uygulamalar kalıcılık süresini artırmaktadır. Özelikle mevsimsel geçişlerde uygulanan ışık dolgusu; cildin doğal yapısı ile uyumlu olan özel bir karışım olduğu için herhangi bir yan etki ile karşılaşılmaz. Enjeksiyonun ardından hasta normal yaşantısına hemen devam edebilir, iyileşme sürecine ihtiyaç olmaz.
Mezoterapi
Yüzde özellikle yaşlanma etkilerin görüldüğü yerlere, mezoterapi yöntemi kullanılarak bazı anti-aging özellikteki yapı, vitamin ve minerallerin uygulanmasıdır. Bu etkili ilaçlar yüzdeki sadece yorgun kısımlara uygulanırken diğer kısımlar rahat bırakılarak gereksiz olarak bir etkene maruz bırakılmayarak yorulmalarına izin verilmeyecektir. Uygulanacak kişinin ihtiyacına göre seans periyotları ayarlanırken, çoğunlukla altı seansta istenen etkiye ulaşılmaktadır. Bir destek tedavi yöntemi olarak da botoks ve dolgunun yanında sıkça başvurulan bir yöntemdir. İnce ve kısa iğne uçları kullanılarak uygulanan mezoterapi yöntemi, selülit tedavisinde ve bölgesel zayıflama amaçlı olarak genellikle estetik için kullanılmaktadır. Saç dökülmesi, cilt yaşlanması ve çeşitli cilt problemleri için de başvurulan yöntemlerden biri olan mezoterapide yapılacak enjeksiyon sayısı; hastaya, şikayetine ve uygulama yapılacak bölgenin anatomik yapısına bağlı olarak değişmektedir.
Ameliyatsız Göz Kapağı Estetiği
Yaşlanma ve yerçekimi faktörlerinin de oluşturmuş olduğu etkileri ile oluşan üst göz kapağı cildinde sarkma, kırışma; alt göz kapağında torbalanma ve gevşemelere yönelik olan cerrahi girişimdir. Bu operasyon ile üst göz kapağındaki deri fazlalığı alınır ve döz kapağındaki gevşeklik giderilir, torbalanma dediğimiz yağ dokusu fıtıklaşmaları yeniden şekillendirilir. Böylece kişiler yorgun ve uykusuz görünümlerinden kurtularak daha canlı bir görünüme kavuşur. Göz kapağı estetiği genellikle 30 yaş sonrasında, üst göz kapağında deri fazlalığı olan ve alt göz kapağında torbalanmaları olan hastalara yapılmaktadır. Tüm estetik cerrahi operasyonlarında olduğu gibi göz kapağı estetiği ameliyatı öncesinde de hasta eğer kullanıyorsa sigarayı ameliyattan 2 hafta önce ve ameliyattan 2 hafta sonra olmak üzere bırakmalıdır. Kan sulandırıcı Aspirin veya benzeri ilaç kullanımı varsa en az 10 gün öncesinden bırakmalıdır. Sürekli aldığı başka ilaçlar ya da vitamin hapları (Ginseng, Gingkobloba, CoQ vs. Içeren) varsa mutlaka 1 hafta öncesinden kesilmelidir. Bunların dışında farklı bir durum mevcutsa yine hasta doktoruna bilgi vermelidir. Üst göz kapağındaki kesi göz kapağı kıvrımı hizasında, alt göz kapağında da kirpiklerin hemen altında veya bazen de kapak içlerinde yer alır. Fazla cilt dokuları çıkarılır fıtıklaşan yağlar yeniden şekillendirilerek göz kapağı ile yanak geçişi daha pürüzsüz hale getirilir. Operasyon genelde 45 dakika -1 saat arası sürmektedir. Operasyondan sonra aynı gün taburcu olunabilir veya 1 gece yatış gerekebilir. Göz etrafında hafif morluk ve şişme olabilir. Dikişler genelde 5-7. gün alınır. 1 hafta sonra şişlikler ve morluklar tamamen geçmiş olur. Hastalar 1 hafta sonunda işlerine dönebilirler.
Yüz Estetiği
Dünyaya açılan, kişiliğimizi ve karakterimizi yansıtan bir parçamız olan yüzümüzün görüntüsü ve yapısı ilk çağlardan bu yana ilgi uyandırmaya devam etmektedir. Her birimizin kendine has özelliklerini taşıyan yüzlerimiz, eşsiz ve her şeyiyle bizlere ait ve bizi anlatmaktadır. Yüzümüz, karşımızdakilerin bizimle ilgili bir fikir oluşturmak için baktığı ilk noktadır. Bu nedenle yüz güzelliği her zaman beğeni toplamış, yüzün sahip olduğu oranlar ölçülmüş belli bir estetik zevk oluşmuştur. Yüzdeki kaş, göz, dudak, burun gibi uzuvlarımızın birbiri ile ideal oranı Antik Yunan’dan bu yana hesaplanmış ve altın oran dediğimiz bir estetik kalıbına ulaşılmıştır. Evrende yaratılmış her şeyde bu kusursuz estetik oranına rastlamak mümkün, bir salyangoz kabuğundan tutun da günebakan çiçeğine kadar… Doğası gereği her zaman kusursuzluğu ve güzelliği büyüleyici bulan insanoğlu, altın oranı kendi yüzü için de hesaplayıp, ideal güzelliğin nasıl olması gerektiğini estetik anlayışıyla ortaya koymuştur. Hayat gibi insan yüzünün de altın oranda ölçülüp biçildiği gibi her zaman kusursuz olması imkansızdır. Bazen genetik ve bazen ırksal özelliklerden pek de hoşnut olmayacağımız bir yüzle doğabiliriz. Belki de zamanın yorgunluğu yüzümüzde kendini çizgiler olarak gösterecektir. İstenmeyen bir kaza ya da herhangi bir müdahaleyle meydana gelen iz ve yaralardan da artık tıptaki gelişmeler sayesinde kurtulmak hem mümkün hem de düşünüldüğünden daha kolay. Yüze yapılacak estetik müdahalenin artık sadece cerrahi olarak yapılması gerekmiyor; gelişen teknoloji estetik konusunda da atılım göstermekte. Cildinize küçük dokunuşlar ve uygulamalar, birkaç enjeksiyonla on yaş gençleşebilmek mümkün. Böylece yüzünüzde hem doğal bir görünüm yakalayabilecek hem de ameliyatın risklerini göze almak zorunda kalmayacaksınız. Yüzünüzün hangi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu, hangi yöntemle yapılması gerektiği, uzman bir doktorla görüşüp, karşılıklı bu konuyu müzakere edip, muayeneden geçtikten sonra doktorla ortak bir yolda buluşarak karar vermeniz sağlıklı olacaktır. İlerleyen günlerde daha çok müdahaleye yol açıp kendi doğal güzelliğinizi kaybetmenize neden olacak uzman olmayan kişilerin yüzünüze yapacağı herhangi bir uygulamadan uzak durmanızı tavsiye etmekteyiz. Yüzünüzün yapısıyla ilgili memnun olmadığınız, yüzünüzde bütünlüğü bozduğunu düşündüğünüz herhangi bir uzvunuz için doktorunuzla kararlaştıracağınız çene, çene ucu, yüzdeki kemik fazlalığı veya eksikliği, burun estetiği, yüz germe ve gençleştirme, göz kapağı estetiği, kaş kaldırma, dudak dolgunlaştırma veya belirginleştirme, kulak estetiği -kepçe kulak ameliyatı-, yağ enjeksiyonu, migren tedavisi, deri lezyonlarının tedavisi gibi cerrahi bir müdahalede ile çözüme ulaşabilirsiniz. Bunların dışında yaşlanmaya bağlı oluşan deformasyonlar, yağ dokusunun kaybıyla oluşan kırışıklık ve sarkmalara, mimik çizgileri, zamanla oluşan sarkmalar, cildin incelmesi ve zamanla bağlı oluşan sarkmalar, yüz ve çene kemiklerindeki orantısızlık gibi sorunlarınız ve yüzünüzü gençleştirmek için de doktorunuz tavsiyesi ile çoğunlukla cerrahi olmayan yöntemlerle sorunlarınız giderilebilecektir. Yüz gençleştirme, soyma, botoks, dolgu, PRP gibi tedaviler de ameliyatsız estetik olarak gerçekleştirilebilir. Doktorunuzla karşılıklı kararlaştırabileceğiniz ameliyatsız ve ağrısız, likit-sıvı yüz germe tekniğinin yanı sıra dolgu materyalleri kullanarak elmacık kemiği ve şakakları doldurma operasyonu, son günlerin gözde doğal gençleşme tekniği yüzün iplere reaksiyonu ile oluşan kollajen ve fibroblast üretimi sonucu ciltte yenilenme işlemi olan örümcek ağı yöntemi ile dünyaya daha genç bakabilirsiniz. Her haliyle güzel olan kadınların kendini daha güzel ve genç hissetmesi, hissettirmesi için…
Göz Kapağı
Yaşlanma ve yerçekimi faktörlerinin de oluşturmuş olduğu etkileri ile oluşan üst göz kapağı cildinde sarkma, kırışma; alt göz kapağında torbalanma ve gevşemelere yönelik olan cerrahi girişimdir. Bu operasyon ile üst göz kapağındaki deri fazlalığı alınır ve döz kapağındaki gevşeklik giderilir, torbalanma dediğimiz yağ dokusu fıtıklaşmaları yeniden şekillendirilir. Böylece kişiler yorgun ve uykusuz görünümlerinden kurtularak daha canlı bir görünüme kavuşur. Göz kapağı estetiği genellikle 30 yaş sonrasında, üst göz kapağında deri fazlalığı olan ve alt göz kapağında torbalanmaları olan hastalara yapılmaktadır. Tüm estetik cerrahi operasyonlarında olduğu gibi göz kapağı estetiği ameliyatı öncesinde de hasta eğer kullanıyorsa sigarayı ameliyattan 2 hafta önce ve ameliyattan 2 hafta sonra olmak üzere bırakmalıdır. Kan sulandırıcı Aspirin veya benzeri ilaç kullanımı varsa en az 10 gün öncesinden bırakmalıdır. Sürekli aldığı başka ilaçlar ya da vitamin hapları (Ginseng, Gingkobloba, CoQ vs. Içeren) varsa mutlaka 1 hafta öncesinden kesilmelidir. Bunların dışında farklı bir durum mevcutsa yine hasta doktoruna bilgi vermelidir. Üst göz kapağındaki kesi göz kapağı kıvrımı hizasında, alt göz kapağında da kirpiklerin hemen altında veya bazen de kapak içlerinde yer alır. Fazla cilt dokuları çıkarılır fıtıklaşan yağlar yeniden şekillendirilerek göz kapağı ile yanak geçişi daha pürüzsüz hale getirilir. Operasyon genelde 45 dakika -1 saat arası sürmektedir. Operasyondan sonra aynı gün taburcu olunabilir veya 1 gece yatış gerekebilir. Göz etrafında hafif morluk ve şişme olabilir. Dikişler genelde 5-7. gün alınır. 1 hafta sonra şişlikler ve morluklar tamamen geçmiş olur. Hastalar 1 hafta sonunda işlerine dönebilirler.
Yağ Aldırma
Vücutta kilo almaya ya da zaman bağlı olarak biriken bölgesel yağ dokularını ince kanüller yardımıyla emerek vücuttan ayrılması işlemine Liposuction denilmektedir. Cilte elastikiyeti iyi durumda olan ve bölgesel olarak dirençli yağlanma bulunan kişiler için Liposuctionuygulanabilecek yöntemlerden biridir. Bir vücut şekillendirme operasyonu olan liposuction, aşırı cilt sarkıklığı olan kişilere tavsiye edilmemektedir. Doktorunuzun tercihine göre lokal ya da genel anestezi ile yapılabilecek olan bu operasyonda, işlem yapılacak bölgeye yakın kıvrım yerlerinde yapılacak 2-4 mm kesilerden, kanamayı azaltacak özel solüsyonlar verilmektedir, bunlar aynı zamanda ağrı kesici niteliğe de sahiptir. Kesilerden içeri girilerek lazer çubuklarıyla yağların kolay parçalanması sağlanacaktır. Daha sonra kanüller vasıtasıyla parçalanan yağ dokuları çıkarılır. Kullanılan lazer teknolojisi sayesinde elde edilen ısı vasıtasıyla cilt gerginleşirken, operasyon sırasında daha az kanama görülecektir. Özel işlemle alınan yağlar istenilen bölgelere yerleştirilerek vücut yeniden biçimlendirilecek. Operasyon sonrasında vücutta istenilen biçimlendirmeyi elde etmek için hastaya korse giydirilir ve iki, üç hafta korse giyilmeye devam edilmesi gerekmektedir. Yapılan operasyonun büyüklüğüne göre aynı gün hasta aynı gün taburcu edilebilecekken hastanede bir gece de istirahat edebilir.
Meme Estetiği
İlk çağda bu yana doğurganlığın ve bereketin sembolü olarak görülen kadın memesi, hem vücut estetiğinde hem de sağlığında oldukça önemlidir. Geçmişte doğurganlığı ve yaratıcılığı sembolize eden ana tanrıçalar büyük göğüslü ve kalçalı olarak tasvir edilirken Antik Yunan tanrıçalarından Artemis heykeli göğüslerinin çokluğuyla bereketi ve verimliliği çağrıştırmaktadır. O çağlarda oluşan büyük göğüsün bereketi ve doğurganlığı çağrıştırdığı algısı günümüze kadar gelmiştir. Afrodit heykeli ile kadın bedeni idealize edilmiş, vücutla oranlı ve dik memeler estetik olarak cazip görülmeye başlanmıştır. Meme yapısı gereği yağ hücreleri ve süt bezlerini barındırdığı için metabolizmamızdan ve hormonal değişikliklerden etkilenebilmektedir. Gebelik ve emzirme döneminden sonra meme yapısında oluşan değişikliklere bağlı olarak sarkma, asitmetriklik ve şekilde bozulma oluşabilmektedir. Kilo alıp verme ve zamana bağlı olarak da memelerde çeşitli deformasyonlar ortaya çıkabilecektir. Bazen de yapısal olarak küçük ya da çok büyük memeler de kadınlarda hem görsel hem de sağlık açısından kaygı yaratmaktadır. Tıptaki gelişmeler ve estetik operasyonların yaygınlaşmasıyla meme estetiğinde de farklı uygulamalar ve çözümler geliştirilmiştir. Kendi dokusundan yağ alınarak transfer işlemi ile meme büyütme işlemi gittikçe yaygınlaşmaktadır. Vücudun belirli bölgelerinden alınan yağ dokuları, memelere enjekte edilerek göğüsler şekillendirilir ve hacim kazandırılır. Fakat günümüzde de meme estetiğinde hala en yaygın olarak silikon protezler kullanılmaktadır. Bu operasyonlar sonucunda istenilen dikleştirme, şekillendirme gerçekleştirilerek sarkma gibi zamanla meydana gelecek deformasyonlar giderilecek ve eğer iki meme arasında oransal bir farklılık söz konusuysa bu şekilsel bozuklukta düzeltilecektir. Ülkemizde meme küçültme ameliyatı da sıklıkla başvurulan estetik operasyonlar arasında yer almaktadır. Büyük meme özellikle kadınlarda görsel sıkıntıların yanı sıra sırtta ağrı ve iki meme arasında kızarıklık, pişik gibi sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Uzman bir estetik doktorunun yapacağı ameliyatla süt kanallarına ve süt bezlerine zarar verilmeden belli bir oranda doku çıkarılarak memede küçültme operasyonu gerçekleştirilecektir.
Meme Büyütme
En çok başvurulan estetik operasyonlarından biri olan meme büyütme ameliyatları ile güzelliğine düşkün kadınlara kalıcı olarak göğüs güzelliği sağlanmaktadır. Meme büyütme ameliyatlarının amacı sadece meme büyüklüğünü yetersiz bulanlar için meme ölçüsünü büyütmek değildir. Bu amaçla yapılan operasyonların yanı sıra memelerde zamanla, emzirmeyle ya da aşırı kilo alıp verme ile görülen sarkma ve şekil bozukluğu gibi durumlarda da oldukça başarılı bir sonuç alınabilmektedir. Meme büyütme ameliyatlarında en çok kullanılan yöntemlerden biri de silikon implant kullanılarak yapılan estetik cerrahi operasyonlardır. Bu ameliyatlarda kullanılan silikon protezler, meme dokusu için özel üretilmiş, sağlığa hiçbir zararlı unsur içermeyen implantlardır. Silikon protezlerin içi de silikonla üretildiği için delinmez ve meme dokusunun içine dağılmaz özelliktedir. Meme büyütme operasyonundan sonra anne olup, çocuklarını emzirmek isteyen kadınlar için de silikon implatlar hiçbir sakınca oluşturmamakta ve süt kanallarına zarar vermemektedir. Bu protezlerin şekline ve büyüklüğüne operasyondan önce doktorunuzla birlikte karar verebilirsiniz. Vücut ölçüleriniz ve göğüs genişliğiniz de dikkate alınarak yerleştirilen silikon protezler, size dışardan fark edilmeyecek doğallıkta bir görünüm sağlayacaktır. Meme büyütme ameliyatlarında silikon protezlerin yerleştirilebilmesi için dört farklı yerden kesi açılabilmektedir. Operasyon sonrasında kesi izi tamamıyla geçmeyeceği için doktorunuzla bu kesi yerleri konusunda karar vermeniz önem taşımaktadır. Meme altından, meme ucundan, koltukaltından ya da karından içeri girilerek protezler yerleştirilebilmektedir. Diğer bir meme büyütme tekniklerinden biri olan yağ transferi yoluyla yapılan operasyonlarda, özellikle memelerde şekil bozukluğu ya da asimetriklik söz konusu ise oldukça başarılı bir sonuç elde edilmektedir. Fakat bu operasyonlarda memelere transfer edilen yağ dokularının bir kısmı zamana bağlı olarak eriyeceğinden, daha az kalıcı bir sonuç elde edilmektedir. Bu teknikle bir meme büyütme ameliyatının yapılabilmesi için hastanın vücudunda yeterli oranda fazla yağ dokusunun bulunması gerekmektedir.
Meme Dikleştirme
Zamana ve kilo alıp vermeye bağlı olarak ya da doğum sonrası görülebilecek memelerde sarkma ve içi boşalmış bir görüntü oluşan hastalarda memelerin tekrar istendiği gibi şekillendirilerek dik bir görüntüye sahip olmasını sağlama işlemidir. Hastada yeterli meme dokusu bulunmuyorsa hacimli protezlerin yardımıyla da meme dikleştirme sağlanabilir. Genel olarak iki, üç saat süren operasyonda, meme başının etrafında ve aşağıya doğru yapılacak kesilerden içeri girilerek; meme başı olması gerektiği hizaya yerleştirilir, meme biçimlendirilir ve fazla cilt çıkarılır. Bu esnada gerekli görüldüğü taktirde protezler kasların üzerine yerleştirilerek memeler istenildiği oranda büyütülecektir. Hastanın bir gece hastanede istirahat etmesi gerekmektedir. Hastane çıkışında takılacak destekleyici sütyenin üç hafta çıkarılmaması gerekmektedir. Ameliyat sonrası oluşabilecek ödem iki ay içinde geçerek, meme istenen görünüme kavuşacaktır.
Meme Küçültme
Hastada sırt ağrılarına, meme aralarında pişiğe neden olabilecek kadar büyük memelerin ya da yaşa bağlı olarak sarkma oluşan memelerin dikleştirilip ve küçültülerek yeniden şekil verilmesi işlemine meme küçültme ameliyatları demekteyiz. İki, üç saat sürecek operasyonda, genellikle meme başının etrafı ve aşağıya doğru açılacak kesilerden içeri girilerek fazla meme dokusu ve sarkık cilt dışarıya çıkarılır. Memenin kalan kısmı yeniden şekillendirilerek ameliyat nihayetlendirilir. Meme küçültme operasyonlarında ameliyat izi iki ay sonra silikleşmeye başlarken bir yıl sonunda çok az fark edilir bir iz kalacaktır. Hastanın bir gece hastanede istirahat etmesi gerekmektedir. Hastane çıkışında hastaya takılacak destekleyici sütyenin üç hafta boyunca çıkarılmaması tavsiye edilmektedir. Bir hafta sonra normal hayatına dönecek hastanın bir, iki hafta boyunca spor yaparken dikkat etmesi gerekmektedir. Büyük meme nedeniyle postür bozukluğu çeken hastalarda ikinci günün sonunda düzelme görülmektedir. Memelerde görülen ödemler iki ayın sonunda geçerek, normal görünüm sağlanır. Anne olmak isteyen hastaların, bebeklerini emzirmeleri için ameliyat herhangi bir sorun teşkil etmese de, süt bezlerinin bir kısmının operasyon sırasında çıkarıldığı göz önünde tutulmalıdır. Ameliyattan sonra kilo alıp verme ve gebelik neticesinde memelerde tekrar şekil bozuklukları görülebilir.
Burun Estetiği
Karakterimizle en çok özdeşleşen organımız burnumuz, yüzümüzün tam ortasında yer aldığı için her zaman ilgi çekici olmuştur. Kusursuz yüz ve estetik algı peşinde olan Antik Yunan sanatçıları ağız boyu ile burun genişliğini oranı, burun genişliği ile burun delikleri oranı ve dudak – kaş birleşim yeri ile burun boyu oranını altın oran olarak hesaplanmış. İnsan algısı zaten güzeli hemen fark edip, kusuru yakalama özelliğine sahip olduğu için altın orana başvurulmadan da oransal bozukluk gözle hemen fark edilmektedir. Cezar’ın burnu, Fatih Sultan Mehmet’in burnu, Kleopatra’nın, Nefertiti’nin burnu, Sfenks’in kırılan burnu gibi burun her zaman konuşulmuş ve karakteristik bulunmuştur. Genetik ve ırksal özelliklerle burnumuz her zaman ideal oranlarda olmayabilir. Yirminci yüzyılın başında sadece sahne sanatçıları tarafından tercih edilen ve maddi olarak yaptırılabilen burun estetiği teknolojinin yaygınlaşması ve ucuzlamasıyla artık herkesin ulaşabileceği ücretlerde. Yüz güzelliğinin en önemli unsuru olan burnunuzda herhangi bir estetik müdahaleye karar vermek için öncelikle doktorunuza güvenmeniz ve ona istediğini burun tipini anlatarak karşılıklı olarak yüzünüze gidebilecek bir burun şekli üzerinde karar kılmanız gerekmektedir. Yüz tipinize, ağız, kaş ve göz oranına göre, nefes alma kalitenizi düşürmeyecek yapıda size, yeni bir burun tasarlanacaktır. Küçük ve kusursuz bir burun yapısındansa yüzünüze uyacak hatta estetik olduğu anlaşılmayacak bir estetik operasyonu geçirmeniz sizi ilerki zamanlarda da mutlu edecektir. Zira memnun kalınmayan bir estetik operasyon birbirini tekrar eden birçok müdahaleye yol açabilecektir. Tecrübeli bir doktor tarafından doğru şekilde gerçekleştirilecek bir burun estetiği ameliyatı, nefes almanızı kolaylaştırırken, hem kendinizi güzel hissettirecek hem de hayata güvenle bakmanızı sağlayacaktır. Burun estetiği ameliyatından önce eğer sigara içiyorsanız, burun damarlarını büzüştürüp solunum yollarını etkileyip, iyileşmenizi geciktireceği için operasyondan iki hafta öncesinde bırakmanız gerekmektedir. Burun, vücudumuzda en çok kanama olan bölge olduğu için, herhangi bir kanamaya yol açmaması için aspirin ve benzeri kan sulandırıcı ilaçların ameliyattan önce alınmaması önemle tavsiye edilmektedir.
Burunucu Estetiği
Burun ucu estetiği özellik sadece burunun ucundaki kıkırdakların yeniden şekillendirilmesi ve düzeltilmesi sonucu iyi sonuç alacağımız hastalara uygulanmaktadır. Bu ameliyatta üst taraftaki kemiğe herhangi bir müdahale edilmiyor. Ameliyat lokal anestezi yada genel anestezi altında yapılabiliyor. Tüm müdahale aslında burnun alt 1/3 kısmındaki kıkırdaklara yönelik oluyor. Burun ucu yeniden şekillendirilebilir, sivriltilebilir ve hastanın isteği doğrultusunda birazcık daha kaldırılarak daha kibar bir forma getirilebilir. Burun ucu estetiğin de iyileşme süresi, nispetten diğer burun ameliyatlarına göre çok daha hızlıdır. Ameliyat sonrası hastanın yüz çevresinde, şişlik ve morluk olmadan burun yeni görünüm kazanmaktadır. Burun ucu estetiğinde, özellikle seçilmiş hastalarda çok iyi sonuçlar alınmaktadır.
Annelik Estetiği
Doğum sonrası kadınlarda görülebilecek vücut deformasyonlarının tek seansta düzeltilmesine Annelik Estetiğidenilmektedir. Her annenin vücut yapısında kendine has hasarlar oluşacağı için doktorunuz tarafından operasyon kişiye has biçimlendirilecektir. Genellikle liposuction, memelerin yeniden şekillendirilmesi, karın germe gibi işlemleri kapsamaktadır. Doğumdan önceki vücut yapısına tekrar dönmek isteyen kadınların başvurduğu bu cerrahi yöntem, üç ile beş saat arasında sürmektedir. Hastanın karnındaki genel duruma bakılarak tam karın germe ya da mini karın germeoperasyonu yapılabilecektir. Memeler istenilen forma sokularak, mevcut durumda oluşmuş büyüme, pörsüme ve sarkma gibi sorunlar giderilir. Gerekli görüldüğü taktirde liposuction ile bölgesel yağ dokuları alınarak, vücutta istenilen bölgelerde şekillendirme yapılabilmektedir. Hastanın bir ya da iki gece hastanede istirahat etmesi gerekmektedir. Yapılan operasyona göre üç hafta süresince korse ve destekleyici sütyen takmaları gerekmektedir. Hasta birkaç gün sonra normal yaşantısına dönebilecektir.
İMPLANT DİŞ TEDAVİSİ (Diş implantları ağızda eksik olan dişlerin yerine konması amacıyla, genellikle titanyum veya titanyum bileşiklerinden hazırlanan yapay diş kökleridir. Titanyum vücut dokuları ile etkileşime girmediği ve kuvvetlere karşı dirençli bir materyal olduğu için implant malzemesi olarak tercih edilir. İmplantlar daha önceden kaybedilmiş dişlerin oluşturduğu boşluklara ya da ciddi bir enfeksiyon yoksa hemen çekim sonrası diş yuvasına yerleştirilebilir. İmplant uygulamasının asıl amacı, üzerine kullanılabilir dişler yapmaktır. İmplantlar, sabit ya da hareketli protezler yapmak amacı ile kemiğin yeterli ve uygun olduğu durumlarda basit bir operasyonla çene kemiğine yerleştirilirler. Eğer kemik miktarı ve yoğunluğu istenilen seviyede değilse implant uygulamasından önce kemik oluşturmaya yönelik işlemler yapılması gerekebilir.)
Diş Protezi
DİŞ PROTEZİ (Farklı nedenlere bağlı olarak kaybedilen dişlerin ve meydana gelen estetik bozuklukların giderilmesi için kullanılan yapay uygulamaların tümü protez olarak kabul edilmektedir. Dişeti hastalıklarının zamanında tedavi edilmemesi sonucu sağlam dişler bile kaybedilebilirken aynı zamanda tedavi edilmeyen diş çürükleri de kayıplara neden olmaktadır. Bunlara ek olarak yaşanan bazı kazalarda dişlerin kırılması ya da tamamen kaybedilmesi ile sonuçlanabilmektedir. Kaybedilen bu dişlerin yerine ise hem fonksiyonel olarak bu dişlerin yerini görebilecek hem de estetik açıdan başarılı görsel sonuçlar verecek protez uygulamalarının yapılması gerekir. Diş Protezi Neden Yapılır? Protezin yapılmasının en önemli amacı hastanın kayıp diş nedeni ile yaşadığı fonksiyonel kayıpların tedavi edilmesidir. Buna ek olarak kayıp diş nedeni ile yaşanan konuşma bozuklukları ve estetik sorunlarda diş protezi ile tedavi edilir. Yani diş protezi tedavisi ile hem ağız sağlığı geri kazanılmakta hem de estetik olarak çok daha etkileyici bir görünüm kazanılmaktadır. Özellikle de gülüş esnasında görülen bölgede yaşanan diş kayıpları kişinin kendisini çok daha kötü hissetmesine ve gülerken ya da konuşurken bile özgüven sorunları yaşamasına neden olur. Yapılan diş protezleri bu sayede kişilere sağlıklarını ve aynı zamanda özgüvenlerini geri kazandırmaktadır.
Gülüş Tasarımı
GÜLÜŞ TASARIMI (Gülüş tasarımı (Hollywood Smile), bireyin aynaya baktığında veya güldüğünde kendini nasıl görmek istediği ile diş hekiminin, hekimlik, estetik ve sanatı birlikte uygulayarak, hastanın yaşı, yüz şekli, ten rengi, dudaklar, dişler, diş etleri ve çevre dokuların durumunu dikkate alarak bireye özel ideal gülüşü tasarlaması ve yaratmasıdır. Bugün için popüler kavramlardan bir tanesi Hollywood gülüşü olarak geçen beyaz, büyük dişlerdir. Estetik diş hekimliği ise yalnızca sıralı ve beyaz dişler demek değildir. Herkesin kendine has, kendine özgü bir gülüş stili vardır. Diş hekimi sadece form ve fonksiyona değil aynı zamanda hastanın kişilik özelliklerine, cinsiyetine, mesleğine ve hatta yaşam tarzına göre gülüşler tasarlamalıdır. Bu sebepten dolayı estetik diş hekimliğinde laminateveneer, diş beyazlatma, implant, porselen dolgu, gülüş tasarımı, kırmızı diş estetiği, tam seramik kuron, ortodonti ve sanal gülüş tasarımı gibi tedavi yöntemlerinden yararlanırlar. Bilimsel açıdan üstün bilgilere sahip olmak her zaman tek başına yeterli olmaz özellikle estetikle ilgili tedavilerde diş hekiminin tecrübesi ve öngörüsü de çok önemlidir. Diş hekimi, en nazik prosedürleri bile gerçekleştirebilecek sanatsal yeteneğe, yaratıcılığa ve teknik becerilere sahip olmalıdır. Bu anlamda diş estetiğindeki başarıda diş hekiminin teknik bilgisiyle sanatsal yeteneği çok önemlidir. Ayrıca diş estetiğinde ortaya çıkartılmak istenen sonucu eğer porselenlerle alacaksak bu durumda bir ekip işi ortaya çıkar ve yetenekli bir seramistin dokunuşları büyük önem kazanır. Gülüşün Önemi? Gülme, yüz kaslarının kasılması ile meydana gelen bir yüz ifadesidir. Sıcak ve güzel bir gülüş her dilde aynı anlama gelir. Gülümseme bulaşıcıdır. Gülüş, bireyin kendisine güven duygusunun ilk anahtarıdır. İçten gelen, etkileyici ve samimi bir gülüş, toplumda kişiler arası ilişkilerde kabul ettirici bir rol oynar. Gülümseme esnasında beyin endorfin salgılar. Bireyi rahatlatır. Bununla birlikte, birçok kişi rahat gülemez, gülme konusunda kendini sınırlar. Gülme ile diş ve diş etleri ön plana çıkar. Bireylerin, gülmekten kaçınmalarının en önemli nedeni, ağız ve diş sağlığı sorunları ile dişlerdeki renk, şekil ve kapanış bozukluklarıdır. Neden, Gülüş Tasarımı? Dişlerdeki renk, şekil ve kapanış bozuklukları, psikolojik rahatsızlıklara kadar varan problemlere yol açabilmektedir. Günümüzde, diş hekimliği alanında kullanılan estetik ve restoratif amaçlı yeni malzemelerin gelişmesi, teknolojinin sunduğu olanakların diş hekimliği alanında uygulanması, pek çok, renk, şekil ve pozisyon bozukluklarının tedavisini mümkün hale getirmiştir.)
Saç dökülmesi artık bir kader değil. Kaybedilen saçları yeniden kazanabilir ve eskisinden çok daha kalın saçlara sahip olabilirsiniz. Saç ekimi, tıbbi ekipman gerektiren, detaylı ve hassas bir işlemdir. Bu nedenle profesyonel klinikler tercih edilmektedir. Saç ekimi işlemleri arasında en güvenilir ve tercih edilen yöntem olan FUE (Foliküler Ünite Ekstraksiyonu) yöntemi, saç köklerini kel bölgelere yerleştirir ve doğal saç görünümünü geri kazandırır. Bu yöntem cerrahi bir işlem değildir. FUE saç ekimi yönteminden oldukça konforlu bir süreçle yararlanabilirsiniz. FUE saç ekimi nedir? Tüm dünyada en çok tercih edilen saç ekim yöntemi olan FUE, hastalara lokal anestezi uygulanarak yapılan ve rahatlığıyla dikkat çeken bir tekniktir. Bu işleme özel geliştirilmiş özel mikromotor uçları kullanılarak ekim yapılan saçlar tek tek alınarak, saçsız bölgeye transfer edilir. Bu işlem sırasında doğal saç büyüme açısı dikkate alındığı için oldukça doğal bir saç görünümü elde edilir.
Hareketsizlik, kapalı alanlarda yaşama zorunluluğu, kimyasal maddeler içeren paketlenmiş ürünlerin tüketilmesi gibi çevresel faktörler ve genetik faktörlerin sebebiyet verdiği obezite bugün, tüm dünyanın mücadele ettiği bir hastalıktır. Obezite sadece kilo verememe ya da çok kilo alma hastalığı olmanın ötesinde; tedavi edilmediği sürece ciddi başka sağlık sorunlarına da sebep olmaktadır. Obezite vücut kitle indeksi (VKİ) testi ile teşhis edilmektedir ve tedavisi ertelendiği sürece kişinin yaşam kalitesini düşüren, hareketin kısıtlanmasına sebep olan ve gittikçe büyüyen bir problem olmaya devam edecektir.
Obezite Cerrahisi Sonrası Kilo Alımı
Dünyada ve ülkemizde obezitenin görülme sıklığında artış vardır. Obezite cerrahisi, mide küçültme ya da tüp mide olarak da ifade edilen operasyonda, kişilerin az gıdayla doyması amaçlanmaktadır. Ameliyat sonrası ilk sene içerisinde kişiler hızlı bir şekilde kilo verirler. Birinci yıl tamamlandığında kilo verme hızı zirvede olur. Obezite ameliyatlarından sonra kişilerin en çok dikkat etmeleri gereken yıllar içerisinde kilolarını korumaktır. Mide küçültme ameliyatlarında başarı oranı çok yüksektir. Kişiler, hızlı doydukları için kolaylıkla kilo verebilirler. Bunun için ek bir çabaya ihtiyaçları olmaz. Ancak az da olsa bazı kişilerde yıllar içerisinde ‘hatalı beslenme’ sonucu yeniden kilo alımı olabilir.
Operasyon Sonrası Nasıl Beslenmeli?
Obezite ameliyatlarından sonra beslenme şekli, bir diyetisyenin rehberliğinde gerçekleşmelidir. Özellikle protein ağırlıklı beslenme programı oluşturulmalı; alkol, işlenmiş kuruyemiş, şekerli besinler, yağlı yiyecekler ya da kızartmalar çok çok seyrek tüketilmelidir. Sağlıksız beslenme ve işlenmiş ürünlerin tüketimi kişilerin hızlıca yeniden acıkmasını sağladığı için kilo almak kaçınılmazdır. Tüp mide ameliyatı olmuş kişilerin gıdalarını bilinçli şekilde tercih etmeleri gerekmektedir. Obezite ameliyatlarından sonra ihmal edilmemesi gereken bir diğer konu da egzersizdir. Kişiye uygun olan herhangi bir egzersiz programı, günlük olarak mutlaka yapılmalıdır. Özellikle tüp mide ameliyatından sonra, kilo verme sürecinde hızlı bir şekilde zayıflayan kişilere, sarkmalarını önlemek için iyi gelen bazı spor dalları vardır. Bunlar; yüzme, pilates, fitness olarak sıralanabilir. Sağlıklı beslenme ve spora ek olarak ‘su tüketimi’ de sağlıklı zayıflama / kilo kontrolü için oldukça önemlidir. Eğer yeterince su içilmezse, kişilerde bitkinlik, yorgunluk, mide bulantısı, kendini zinde hissetmeme gibi sorunlar yaşanabilir. Tüp mide ameliyatı geçiren bir kişi vücudunu asla susuz bırakmamalıdır. Bol su tüketimi sağlıklı şekilde zayıflamanın önemli bir basamağıdır. Ameliyattan sonra zayıflamaya bağlı olarak vitamin / mineral eksikliği yaşanması normal. Kişiler mutlaka gereken tahlilleri yaptırmalı, doktorun önerdiği takviye ilaçlarını kullanmalılar. Obezite cerrahisi ‘dönemsel bir beslenme programı’ değildir. Hayat boyu, sağlıklı beslenme alışkanlıklarıyla yaşamalı ve yeni yaşam biçimi benimsenmelidir.
Bariatrik cerrahide güncel endikasyonlar, – Vücut kitle indeksinin (BMI) 40 kg / m2 veya daha fazla olması – BMI 35 kg / m2’den fazla ve en az bir obezite ile ilişkili eşlik eden komorbid durumdur. Eşlik eden bu durumlar Tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, karaciğer yağlanması, eklem hastalıkları, kolesterol yüksekliği gibi hastalıklar olabilir. – Amerikan Klinik Endokrinologlar Derneği, Obezite Derneği ve Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği tarafından yayınlanan yeni klinik uygulama kılavuzları, ameliyatın kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak ve kontrolsüz diyabeti olanlar için vücut kitle indeksi 30 kg / m2’den büyük olan hastalar için de uygun olabileceğini belirtti. Bu kriterleri karşılayan ve bariatrik cerrahi geçirmek isteyen hastalar, genellikle, hastanın ameliyat için uygun bir aday olup olmadığını belirlemek için bir diyetisyen, bir psikoloji uzmanı, dahiliye ve cerrahi hekimlerinden oluşan bir ekip tarafından değerlendirilir. Bariatrik cerrahi için dışlama kriterleri, hastaları potansiyel faydalardan daha fazla olabilecek risklerden korumak için kullanılır. Bu kriterler, obeziteye neden olabilen tedavi edilebilir hastalıklar, devam eden uyuşturucu ya da alkol bağımlılığı, tedavi edilmemiş yeme bozuklukları, kötü kontrollü ya da şiddetli psikiyatrik hastalıklar, portal hipertansiyon, ileri evre kanser, mevcut gebelik ya da hastanın ameliyat sonrası beslenme kurallarına başarılı bir şekilde uymasını engelleyecek bilişsel bozuklukları içerir. Her prosedürün aynı zamanda kendine özgü kontrendikasyonları vardır. Örneğin, ayarlanabilir mide bandı, steroidleri uzun süre kullanan veya kronik inflatuar hastalıklara (örneğin Crohn hastalığı, kronik pankreatit) sahip hastalar için kontrendikedir. Sleevegastrektomi(tüp mide ameliyatı), Barrettözofagusu ve ciddi gastroözofagealreflü hastalığı olan hastalar için kontrendikedir. Roux Y Gastrik bypass ve Duodenal Switch inflamatuar bağırsak hastalığı olan hastalar için nispeten kontrendikedir. Bariatrik cerrahi alanı geliştikçe, mutlak kontrendikasyonların standart hastalardan farksız haline gelebileceği de bilinmelidir. Yaş buna bir örnektir. Daha önce 60 yaştan büyük ve 18 yaşından küçük hastalar için bariatrik cerrahi kontrendike iken günümüzde birçok sağlık merkezi, yalnızca kronolojik yaş yerine hastanın fonksiyonel yaşını göz önüne almaktadır. Çalışma sonuçları, 65 yaşından büyük ve 18 yaşından küçük yaşlarda obezite cerrahisi ile yaşam kalitesinin iyileştiğini göstermiştir.